Sinema Kitaplığı

Doğu Şenkoy

 


Türk Film Araştırmalarında

Yeni Yönelimler 7

Bağlam Yayınları

Ed. Deniz Bayrakdar

2008/535 sf


 

Yıllık bir konferans dizisi olan Türk Film Araştırmalarında Yeni Yönelimler’in yedincisi olarak 2006 yılında gerçekleştirilen sinema ve para ilişkisi konulu konferansta sunulan yazı, bildiri ve sunumlar ile gerçekleşen panellerin metinlerini kapsayan kitap serinin önceki kitaplarına göre bir hayli hacimli duruyor. Tema sinema açısından olmazsa olmaz bir konuda olunca hem söylenecek söz artıyor hem de sözü olanlar.

Bu tür kitapların editoryal çalışması konferansın organizyon yeteneği hakkında yeterli ip uçları verir. Görünen, konferansın mutfak kısmında daha iyi örgütlenmeye yöneldiği, işbölümüne geçtiği ve bunun da ürüne yansıdığı yönünde.

Metinler ağırlıklı olarak Türk sineması üzerine odaklanması araştırma alanı nedeniyle doğal olsa da örneklem açısından Britanya, Almanya ve Sırp sinemalarına yayılması yapıtın sınırlarını Avrupa’ya doğru açıyor.

Kitabın en ilgi çekici yazılarının olduğu bölümler filmlerde paranın oynadığı rollere odaklanmış olanı. Anlatılan, paranın bir değişim ve satın alma aracı olarak ana karakterlerden rol çalmasının öyküleri. Bağımsız sinemada yapım, yapımcı, yapımcı-yönetmen pozisyonlarında parayla kurulan ilişkinin değişken renklerine odaklanmak da deneyimler ortak noktalardan çok tekil olaylar örneğinde geliştiğinden daha öğretici.

Yerli ve yabancı sponsörlüklerin oynadığı rolü açıklayan istatistiksel verileri ortaya koyan ve yeni teknolojilerin uygulama alanı olarak kısa filmdeki yansımalarına yer veren metinler öne çıkıyor. Kitabın hacimsel büyüklüğünün artmasına paralel olarak kaynak yazı niteliğine sahip olan yazıların arttığını görmek sevindirici.

 


Bakış ve Ses

Metis Yayınları

Pascal Bonitzer

2008/147 sf


 

Bonitzer 2006’da yine Metis tarafından yayınlanan Kör Alan ve Dekadrajlar’ın ardından bir kez daha gündemde ancak bu kez sahaya inerek. Godard ve Straub’un keişen sinemasal duyarlılıkları üzerine olan J-L G ve J-M S yazısı ardında ufuk açıcı nitelikte bir çabayı gizliyor. Retro duygusunun üzerlerine sindiği iki klasik, Lacombe Lucien ve Il Portiere di Notte üzerine yaptığı çözümlemeler zamana karşı ayakta kalmayı başarmış.

Filmler adı altında topladığı eleştiri yazıları ise sinemanın düşünsel zenginliğinin keyfini sürdüğü yıllardan kalma, özgün ve keyifle okunan bir seçki sunuyor. Fellini’den Littin’e, Bunuel’den Antonioni’ye ve Taviani’den Duras sinemasına uzanan ve yazarlık yeteneğini su yüzüne vuran, günümüze ulaşamamış bir anlayışın ortaya çıkardığı ürünlerin bir derlemesi.

 

 


Hürrem Erman

İzlenmemiş Bir Yeşilçam Filmi

Can Yayınları

Rıza Kıraç

2008/294 sf


 

Son yıllarda salgın haline gelen ama nitelikten nasibini almamış Türk sineması araştırmalarına, böyle bir derdi olmasa da yol ve yöntem öğretecek cinsten bir çalışma ile karşı karşıyayız. Kitabı sahiplenmemizin nedeni sadece özgün bir anlayışla kurduğu yapı değil, kaldı ki bu yönü çok da güçlü değil; onu önemli kılan nedenler arasında en ağır basanı içtenliği.

Türk sinemasının kilit isimlerinden biri üzerinden gerçekleştirilmiş ve farklı dönemlerin egemen anlayışları konusunda aydınlatıcı bir sinema yolculuğu. Kıraç’ın kılavuzluğunda yeşilçam üzerine izlenir kılınan bir film. Soru: Kitaba ek olarak verilecek bir belgesel hazırlama olanağı yok muydu? Sanki bu noktadan bakınca bir belgesele ulaşmak uzak duran bir hedef gibi gözükmüyor.

Kitabımızın keyif kaçıran tarafları yok mu derseniz, kadı kızı hesabı olan türünden olanları var: bir sinema kitabında olması gerekene göre fotoğraf sayısı çok az, olanlar da gelişigüzel konulmuş. Ünlü şair ve sinema yazarı Philippe Soupault dizine alıntı yapılan metindeki yanlış ad yazımı düzeltilmeden konulmuş. Bilgisine sık sık başvurulan İlhan Arakon kaynakça dizininde unutulmuş.

Türk sinemasında çok tartışılan yeşilçam ve yapımcı olguları üzerine, yıllanmış sorulara yanıtlar bulabileceğiniz ve yeni sorular sorulmasına neden olan bir yapıt, her önemli yapıt gibi.

 


Joris Ivens - Tehlikeli Yaşamak

Hayal Et Kitap

Hans Schoots

2008/412 sf



 

Joris Ivens... Belgesel denince akla gelen üç beş isimden biri olan Hollandalı yönetmenin yaşam öyküsüne duyarsız kalmak belgesel tutkunu sinemaseverler için olanaksız. Onun gençlik yıllarından ölümüne uzanan süreçte sinemasal etkinliklerine odaklanan, günlük ayrıntıların inceliklerinde soluklanan, aşk trafiğinde öznesini takip etme isteğini hiç yitirmese de bunda zorlanan ve benzerleri arasında oldukça üst bir noktada duran sıkı bir çalışma, detaylı bir kaynak ve yapılması planlanan biyografi çalışmaları için örnek bir yapıt.

Kitabın çekiciliğini sağlayan iki önemli nokta var. İlki, Ivens’in kendi filmleriyle kurduğu ilişki ve onlara yönelttiği eleştirilerdeki soğuk tutumu. Sırası gelmişken, yazarın daha çok filmlerin yapım süreçlerine odaklandığını, bununla yetinmeyip filmlerin sinema basınındaki yankılarına ve eleştirel yazılara genişçe yer vermiş olsaydı, yapıtın gücüne güç katacağını söylememiz gerekiyor. İkincisi ise Ivens’in hayat yolculuğuna katılanların onunki kadar ilginç öyküleri. Yine de bir uyarıyla hatırlatmakta yarar var. Ulaşılmaz gibi duran bu hayatların yakın ve ayrıntı planlarına inince o tanrısallaştırılmış hayatların aslında ne denli doğal, yer yer sıradan olduğunu görmek şaşırtıcı olmamalı. Şaka değil, Ivens’in güzelliği kendine rağmen önemsenecek çalışmalara imzasını atabilmesinde. Kitap işte bu çelişkilerle örülü yaratıcı sürecin, öznesini Ivens kılmış doyurucu bir özeti.

Kitabın genel olarak ve işin başında taşıdığı çekici ve olumlu hava, okuyup inceledikçe ve ayrıntılara inip tartıştıkça hızla kayboldu ve yerini itici ve zorlama bir ilişki aldı. Bu durum, kitabın orijinali ile okuduğumuz arasındaki farklardan kaynaklanıyor: yetersiz ve hatalı çeviri. Bu tür kitapların olmazsa olmazı olan fotoğraf hiç kullanılmamış, oysa nasıl da zengin bir görsel materyal birikimi var. Benzeri bir işlevi olan dizinlere yer verilmemiş. Kitaplarla ilgili ilk izlenimi çoğu zaman arka kapak yazılarına borçlu olduğumuz gerçeği burada kendini esaslı bir şekilde hatırlatıyor: Kitap bir editöre ve redaktöre sahip olmamasının sancısını ilk andan itibaren yaşıyor. Ancak, ne olursa olsun, belgesel ve/veya Ivens sözcükleri sizin için yeterli görünüyorsa, başta da söylediğimiz gibi, emek yoğunluklu ve örnek alınabilecek bir biyografi çalışması sizi bekliyor.

 


Aktör Tuncel Kurtiz

Altın Koza Yayınları

Burçak Evren

2008/252 sf. 



Oyuncu Tuncel Kurtiz’in birbirinden ayrı tutulması zor ve anlaşılan o ki olanaksız olan özel ve sanat hayatı üzerine kapsamlı izlenimi veren bir çalışma. Ama sadece bu izlenimi vermekle kalıyor. Kısa zamanda toparlandığı belli ancak bu gerekçe kitabın savunusunu yapmak için yeterli değil, kaldı ki böyle bir gerekçe üretilemez. Kitap gelişigüzel bir derleme. Peki ama neden? Bir kitabı değil ancak bir yazıyı besleyebilecek çapta bir biyografik derleme tercih edilmiş. Kaynaklar hatalı olunca ve yapılan alıntılar da kontrol edilmeyince ortaya eksik ve kopuk kopuk ilerleyen metinlerden oluşan bir yazı çıkıyor. Buna filmografi hataları ve bu hatalardan dolayı girilmeyen açıklamalar da ekleniyor. Görsel materyalin kullanımı belli bir estetik ve işlevsel seçime dayanmıyor. Editörlük ve redaktörlük işlemleri ise tamamen unutulmuş. Son dönemlerde özellikle festivallerin çıkardığı, ambalajı gösterişli, artistik puanları yüksek, içeriği açısından sayfa sayısı başına bir sorun düşen, kurumların ne yapacaklarını bilemedikleri paralarıyla rezil olduğu cinsten bir şey. Bizim gibi okura düşen: Biraz sinir bozukluğu, üstüne de az üzüntü. Sahiplenene düşen: korkarız ki mükemmel iş çıkardığını sanmanın dayanılmaz hafifliği. 

 


Türk Sineması ve Din

Es Yayınları

Yalçın Lüleci

2008/220 sf 


 

Çalışma alanını sinema ve din ilişkisi olarak belirlemiş, kapalı bir kitle içinde üreticisi ve tüketicisi aynı kaynaktan beslenen, üreticisinden tüketicisine iletişim sözcüsü olarak görevli kılınan filmler ve üretim anlayışı üzerine bir kitap.

Dinin görsel sanatlar, sinema ve Türk sineması ile sürdürdüğü ilişkinin açıklanmasının ardından ulusal sinemadaki eğilimlerden akımlar başlığı altında söz ediliyor. Bu ayrımda 1950’lerde gerçekleştirilen bazı filmler milli/dini sinema için öncü olarak tanımlanıyor.

Dinle ilişkilendirilen filmlerin 2000’lerde yapılanları üzerine geniş ve ayrıntılı tanıtım, alıntı ve eleştiriler yapılmışken, önceki yıllarda çekilen ve milli/dini sinemayı anlamak için çok daha önem taşıyan filmler kavram ve konu başlıklarına indirgenmiş çerçevelerde tartışılıyor. Ve oldukça yetersiz olan bu yazılar salt bir film veya bir yönetmen üzerine odaklanıyor. Yazarın merakla beklediğimiz kendi yorumları ise yok. Alıntılar dur durak bilmeksizin alıntıları izliyor.

Kitabın son sözünün yazarı ve editörü Veysel Atayman, kitabın taşıdığı bu alıntı yeknesaklığına, yorum yoksulluğuna ve düşünsel çıkmazına bir çare olarak kaleme aldığı yazısında olabildiğince arızaları onarıyor, eksikleri perdelemeye çalışıyor ve sonuç olarak yapıtın barındırdığı tek düşünsel çözümlemeyi gerçekleştiriyor. Bu kısa metin oldukça ilginç saptamalara değiniyor, aslında olmayan anlatı/özgün dengesinin özgün kefesine hacminden daha fazlasını yüklüyor ve kitaptan daha hoşnut bir vedayla ayrılmanızı sağlıyor. Ancak bu da kitabın ana metninin sorunlarını daha bir açık ve anlaşılır hale getiriyor.

Artık yazmanın ve söylemenin anlamı olmasa da, ki işin aslı nicedir yok, dizinsiz ve düzeltisiz kitaplar kervenına biri daha eklenmiş oluyor. Yaptığımız kurgu gereği en sona kalmış olsa da sanırız en önemli tesbitimiz, kitabın girişinde ilk dini filmlerle ilgili olarak verilen bilgilerde, olasılıkla eski kaynakların taşıdığı bilgilerin bir yansıması olarak hatalar bulunması.