Yazı Arşivi |
CARRIERE:
“Her uyandığınızda babanızı öldürün; annenize tecavüz,
ülkenize de ihanet edin. ”
Söyleşi:
Atasay Koç
Jean
Claude Carriere 100’ü aşkın sinema filmine yazar
olarak attığı imzayla dünya sinemasının dev isimlerinden
biri. Tabii onun ünü bu kadar sayıda ürün vermesinden öte
ürünlerin kalitesinden doğuyor. Luis Bunuel’den
Milos Forman’a, Volker
Schlöndorff’ten Terry Gilliam’a
birçok büyük yönetmenle çalışmış ve denediği bütün farklı
tarzlarda da başarılı olmuş biri. Dolayısıyla böyle bir ismi
bulunca kendisinden senaryo yazarlığı konusunda ipucu almak
konusunda bütün eforumuzu sarfettik. Umarız bu söyleşi
geleceğin senaryo yazarları için ihtiyaç duydukları
ipuçlarını verecektir.
Sinema
tarihininde çok farklı tarzlarda çalışan ancak hemen hepsi
de başarıyı yakalamış birçok yönetmen ile çalıştınız ve
hemen hepsiyle de başarıyı yakaladınız. Bunca başarının
arkasında yatan sır nedir?
Sinema biçimi gereği çok farklı performans alanlarını içinde
barındırma şansına sahip ve böyle düşününce de bir film için
yapılacak her çaba değerlidir. Atılacak her adım örneğin bir
oyuncunun senaryoyu okuması, sahnenin çizilmesi ya da
fotoğraflanması, yazıya dökülen her cümle bizi filme daha da
yakınlaştıracaktır. Arkadaş diyebileceğiniz bir aktör varsa
etrafınızda senaryonun ilk halini okutun. Bir oyuncu olarak
kendisi de bir hareket katma ihtimalinin yanı sıra sizin
seyirci koltuğundan bakarken görebileceğiniz eksiklikler
veya diğer seyircilerin tepkisi senaryonuza birçok şey
katacaktır.
O zaman
siz filme başlamadan önce her şeyin yine zihinde bitmiş
olması gerekliliğinden yanasınız?
Bazen, mesela radikal bir örnek olarak Melies gibi, her bir
kareyi önceden çizebilirsiniz. Bu tür senaryoları biz kutsal
kitap diye adlandırıyoruz. Bunlara dokunulamaz, yönetmen
bile aktörlerin yönleri dışında bir şey değiştiremezler. Bir
yandan da Bunuel gibi bir yönetmen de filmin
çekileceği sahneyi görmeden hiçbir hazırlığa girmezdi. Ben
daha çok filme başlamadan önce her türlü ihtimalin en
azından düşünülmüş olmasından yanayım.
Siz
sadece özgün senaryolarınızla değil adaptasyonlarınızla ve
tiyatro çalışmalarınızla da tanınıyorsunuz. Farklı
alanlarda çalışmanın ne gibi farklılıkları var?
Her zaman için önemli olan sadece adaptasyon ya da tiyatro
değil, her eserde testtir. Biz Cyrano de Bergerac
için Gerard Depardieu ile çalışırken senaryo bitince
hepsini kasete okumasını istedik ve bunun sonucunda
senaryoyu ne kadar değiştirdiğimizi tahmin bile edemezsiniz.
Başka bir yol da oyuna mümkün olan her bakış açısından
bakmak.
Her
karakterin hatta en küçüğünün bile kimliğine girerek onların
bakış açılarından bakmak size hiç aklınıza gelmeyecek
olasılıkları bile görme imkanı verebilecektir. Bunun gibi
sizin imkanlarınızla alakalı olarak ya da eksik gördüğünüz
noktalara çözümler bulmak amacıyla kendiniz testler de
üretin ve uygulayın, çok büyük faydasını göreceksiniz. Ama
tiyatro ile sinema arasındaki fark için söyleyebileceğim bir
şey gerçeklik. En basiti Cyrano De Bergerac’ı
tiyatro oyunundan uyarlarken biz burnunu çok daha gerçeğe
yakın yapmak zorunda kaldık. Çünkü sinemanın imkanlarının
fazlalığı gerçeğe yakın olması konusunda imkanlar veriyor.
Bunları kullanmayınca da seyirciye istediğiniz ortama çekme
şansını bulamıyorsunuz.
Filmografinize bakıldığında birçok ünlü yönetmenle yapılmış
çalışmalar görüyoruz. Ama Bunuel adı daha bir ön plana
çıkıyor ve neredeyse başarıyı yakaladığı her filmde sizin
adınız da geçiyor. Bunuel’le nasıl bir çalışma ortamınız
vardı?
Bunuel benim hayatımda çok önemli bir yer kaplıyor.
Onunla çalışırken daha çok herkesten, her türlü
sorumluluktan kopacağımız ortamları seçerdi. Sezona
hazırlanan bir futbol takımı gibi kampa çekilir ve bütün gün
senaryo üzerine çalışırdık. Bundan önce söylediğim çalışma
tarzı da aslında ondan bana hatıradır. Onunla filmi izleyen
iki seyirci ya da başka gün filmden iki karakter kılığına
girerek onlar gibi davaranır, kendi filmimizi dışardan
gözlerle çözümlemeye çalışırdık. Ama tabii her çalışma
arkadaşınızdan öğrendikleriniz oluyor. Tabii Bunuel gibi
güçlü karakterler de sizin üzerinizde daha çok etkide
bulunabiliyor.
Mesela ben nasıl deneysel olunabileceğini ve bunun size
kazandırabileceklerini ondan öğrendim. İlginçtir, Bunuel
iyi eleştiriler almayı kötüye işaret sayardı. Bir filmi
için uzun süre kötü eleştiri yayınlanmamıştı ve bu da onu
bayağı bir sıkıntıya sokmuştu. Neyse ki Newsweek’te kötü bir
eleştiri yayınlandı da o da rahat bir nefes aldı.
O zaman
siz de deneysellikten yanasınız?
Öyle tabii ama kuralları kırmadan önce onu öğrenmeli ve test
etmelisiniz.
Neden yazarlıkta kaldınız? Yönetmenliği denemek hiç
içinizden geçmedi mi?
Yönetmenlik de yapmadım değil ama sonuçta benim çalışma
tarzım da her zaman prodüksiyona da dahil olmak olduğu için,
film bitene kadar çalışan bir elemenı olmak zaten beni
tatmin ediyor.
Kısa
film için senaryo yazmakta ne gibi farklılıklar görüyorsunuz?
Temelde bir fark var denemez ama kısa filmde aynı miktarda
hikayeyi geliştirmenize gerek yok. Her şey daha açık olmalı ki
seyirci karakterlerinizi çok daha kısa bir zamanda
tanıyabilsin. Kısa filmde yoğun diyaloglar ve kompleks
ilişkiler için zaman yok.
Son
olarak senarist olmak isteyenlere tavsiyeleriniz var mı?
Her an açık olsunlar. Demek istediğim tecrübe sahibi
çocuklar olabilmek onlara her gün yeni birkaç şey öğrenme
imkanı verecektir, hayat tecrübesi de bir senaristin
hikayeleri için en büyük kaynağıdır. Mesela ben Fransa da
sumo güreşi yayınlarına sunuculuk yapıyorum ve bu yüzden
öğrendiğim bilgileri bile çalışmalarımda kullanabiliyorum.
Başka bir nokta da hayalgücü. Bunu ne kadar geniş
tutabilirseniz o kadar orijinal çalışmalar yapabilirsiniz.
Her uyandığınızda babanızı öldürün; annenize tecavüz,
ülkenize de ihanet edin.
Teşekkürler…